|

4) ABD MERKEZ BANKASI SEMBOLÜ
Banknotlarda tüm Federal
Reserve sistemi temsil eden tek bir mühür kullanılmıştır. Banknotun
solundaki seri numarasının altında yer alan bir harf ve rakam, banknotu
dolaşıma veren Merkez Bankasını göstermektedir.

5) HAZİNE MÜHRÜ
Dişli şeklindeki keskin
çizgilerden oluşan Hazine Mührünün içindeki motifler net ve belirgin
görünümdedir. Sahte Banknotlarda ise mühür kırık çizgiler halinde olup net
değildir.

6) EMNİYET ŞERİDİ
Banknot kağıdının içinde dikey
olarak emniyet şeridi vardır. Şeridin üzerinde ise banknotun her iki
yüzünden "USA 100" yazısı bulunmaktadır ayrıca emniyet şeridi
ultraviyole ışık altında kırmızı renk verir.

7) FİLİGRAN
1996 yılından sonraki 100'lük
banknotlarda ise ön yüz sağ tarafta
Benjamin Franklin'in portresinden oluşan filigran bulunmaktadır.
Banknot ışığa tutulduğunda iki yüzden görülebilir.

8) RENK DEĞİŞTİREN MÜREKKEP
1996 yılından sonraki 100'lük
banknotlarda, ön yüz sağ alt köşede yer alan yeşil renkli 100 rakamının,
değişik açılardan bakıldığında siyah renk verdiği görülür.

9) MİKRO YAZI
Banknotun ön yüzünde sol alt
köşede yer alan rakamın içine "USA 100" ibaresi,
Benjamin Franklin'in ceketine ise
United States of
America" ibaresi mikro yazı ile basılmıştır.

EURO ÖZELLİKLERİ






SAHTE PARAYLA
KARŞILAŞILDIĞINDA NE YAPILMALI
Türk Ceza Kanununa göre, gerçek
zannıyla aldığı paranın sahteliğini fark eden kişiler, sahte parayı veren
kişilerin eşgal bilgilerini tarif etmek sureti
ile 3 gün içinde Emniyet Makamlarına bildirdikleri takdirde kendileri
hakkında herhangi bir soruşturma yapılmamaktadır.
Sahte parayı aldığınız kişiye
kesinlikle iade etmeyin.
Şahsın eşkaline ilişkin
bilgileri, mümkünse kimlik bilgilerini ve hatta varsa otosunun plakasını ve
diğer özelliklerini tespit ediniz.
Şahsı mümkün mertebede
oyalayınız.
Bu arada en kısa sürede 155
Polis İmdat'ı veya polis birimini olaydan haberdar ediniz.
Yapacağınız ihbarın, aranan bir
kişi veya şebekenin veya büyük bir olayın faillerinin ortaya çıkartılmasına
yardımcı olabileceğini unutmayınız.
BANKNOTLARI KORUYALIM
Para; devletin itibarını ve
varlığını simgeleyen belgelerden biridir. Bu nedenle banknotları;
Cüzdanda muhafaza ediniz!
Buruşturmayınız!
Katlamayınız!
Üzerine yazı yazmayınız!
İğne ve benzeri araçlarla
delerek yıpratmayınız!
Yırtmayınız!
Eskimiş ve yıpranmış
banknotlarınızı T.C Merkez Bankası veya T.C. Ziraat Bankası Şubelerine
götürerek yenileri ile değiştirebilirsiniz.
KARAPARANIN AKLANMASI İLE
MÜCADELE
A-KAPARANIN AKLANMASI İLE
MÜCADELENİN ULUSLARARASI BOYUTU
Ülkelerin
karaparanın aklanmasına karşı yürüttükleri
mücadeleleri, uluslararası kuruluşlar bünyesindeki çalışmalar ve
uluslararası metinler şeklinde iki grupta toplayabiliriz:
1- Uluslararası Kuruluşlar:
Karaparayla
mücadele alanında uluslararası alanda en etkin kuruluş, 1989 yılında G-7
ülkeleri tarafından kurulan Mali Eylem Görev Gücü'dür (FATF-Financial
Action Task
Force). Üyeleri; OECD ülkelerinin tümü, AB
ülkeleri, Körfez İşbirliği Konseyi, Hong Kong ve Singapur'dur. FATF,
karaparanın aklanması ile ilgili olarak mali
denetimin ve çok taraflı yardımların düzenlenmesini öngörür, yayınladığı 40
Tavsiye'ye üye ülkelerin uyup uymadığını denetler.
FATF'tan başka karaparanın
aklanması ile mücadele görev alan uluslararası kuruluşlar; Birleşmiş
Milletler, İnterpol,
Karayipler Mali Eylem Görev Grubu ve Amerika Kıtası Devletleri
Örgütü'dür.
2-Uluslararası Metinler: Uluslararası düzeyde
karapara ile mücadele eden sözleşme ve diğer metinler şunlardır:
Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesi'nin R(80)10 Sayılı Tavsiye Kararı: 1980 yılında alınan bu karar
bağlayıcı değildir. Karaparanın
aklanması ile ilgili ilk uluslararası girişim olması açısından önem taşıyan
bu karar, suçtan elde edilen gelirlerin ülkelerarası transferi, ülkelerarası
işbirliği ve özellikle bankacılık sisteminde kimlik tespiti, dolaşımdaki
banknotlar gibi konularda düzenlemeler öngörmektedir.
Bankacılık Düzenlemeleri ve
Gözetim Uygulamaları (BASLE) Komitesi İlkeler Bildirisi:
Bankacılık sisteminin karaparanın aklanması
amacıyla yasadışı kullanımının önlenmesi konusunda ilkeler bildirgesi olup,
1988'e kabul edilmiştir. Ancak getirilen kuralların bağlayıcılığı yoktur.
Üye ülkeler yanında, içinde Türkiye'nin de olduğu ülkelere gönderilmiş ve
bankaların bu sistemleri uygulamaları önerilmiştir.
Uyuşturucu ve
Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu): 1988 tarihinde
kabul edilen Sözleşme, uyuşturucu suçlarından elde edilen gelirlerin,
karapara sayılması ve bunun önlenmesine ilişkin
düzenlemelerin yapılmasını öngörmektedir. Türkiye tarafından, 1988 yılında
imzalanmış, ancak 1995 yılında onaylanmıştır. Taraf ülkelerin ulusal
mevzuatlarında düzenlemeler yapmasını öngörmektedir.
Suç Kaynaklı Gelirlerin
Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere
Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strasbourg
Konvansiyonu): 1990 tarihli sözleşme ile, bankaların sır tutma konusunda
istisna getirmeleri, her türlü suçtan elde edilen gelirin
karapara sayılması öngörülmüştür. Bu sözleşme
Türkiye tarafından onaylanma aşamasındadır.
FATF 40 Tavsiyesi: 1991
yılında hazırlanan, 1996 yılında ise bazı değişikliklere uğrayan 40 Tavsiye
ile, uyuşturucu suçu dışındaki suçlardan elde edilen gelirler de
karapara kapsamına alınmış, şüpheli işlem bildirimleri zorunlu hale
getirilmiş, yeni ödeme sistemlerine ve finans dışı sektörlere ilişkin
önlemler alınmıştır. Bu tavsiye kararlarının uygulanması, FATF tarafından
sürekli denetlenmektedir.
Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Avrupa
Topluluğu Konsey Direktifi: Avrupa Birliği'nin
karapara ile mücadelesinin temelidir. Uyuşturucu dışında ağır suçlar
da karaparaya kaynaklık eden suçlar kapsamına
alınmış, işbirliği, kimlik tespiti ve şüpheli işlem bildirimi konularında
üye ülkelerin mevzuatlarında değişiklik yapmaları öngörülmüştür. Avrupa
Birliği ülkeleri için bağlayıcıdır.
Türkiye'nin taraf olduğu
ikili güvenlik işbirliği anlaşmaları: Türkiye'nin güvenlik konusunda
işbirliği amacıyla değişik ülkelerle imzaladığı ikili anlaşmalarda,
karaparanın aklanmasının önlenmesi amacıyla işbirliği hükümleri
bulunmaktadır.
B-TÜRKİYE'DE KARAPARANIN
AKLANMASI İLE MÜCADELE
Türkiye, 1996 yılından önce,
batılı ülkelerce karapara
aklamanın kolay olduğu ülkeler arasında gösterilmekteydi.
Türkiye, 1988 yılında imzaladığı
ve 1995 yılında onayladığı Viyana Konvansiyonu'nun gereği olarak, 13.11.1996
tarih ve 4208 sayılı Karaparanın
Aklanmasının Önlenmesi ile 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi
Hakkında Kanunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda ve 178 sayılı Maliye
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu çıkartmıştır.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi yanında,
kontrollü teslimat yöntemini ve uyuşturucu imalinde kullanılan kimyasalların
kontrolünü de düzenleyen 4208 sayılı Kanunun,
karaparanın aklanması ile mücadelede getirdiği düzenlemeler şöyle
sıralanabilir:
a)Kanun ile
karapara ve karaparanın
aklanması tanımlanmıştır. Kanuna göre; gümrük, tekel, silah, mühimmat,
organ, doku, tarihi eser, uyuşturucu madde kaçakçılıkları, vergi
kaçakçılığı, devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar, sahtecilik,
dolandırıcılık, fuhuş ve kişi hürriyeti aleyhine suçlardan elde edilen
gelirler karapara sayılmaktadır. Elde edilen
karaparanın elde edenlerce meşruiyet
kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen
karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi,
bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması,
kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da
malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi
tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki
sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin
değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya
karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller ise
karaparanın aklanmasıdır.
Karaparanın aklanması suçunu işleyenler, iki yıldan beş yıla kadar
hapis, karapara miktarı kadar para ve
karaparanın tamamının müsaderesi cezaları ile
cezalandırılmaktadır.
b)Ülke genelinde şüpheli
bildirimleri incelemek, suç tespit ettiğinde Cumhuriyet Savcılıklarına
başvurmak, karaparanın aklanması ile mücadelede
uluslar arası işbirliğinde bulunmak ile görevli olarak Maliye Bakanı'na
bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) kurulmuştur. Bu
birimin talebi üzerine gerekli karapara
araştırmasını; Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları, Bankalar Yeminli
Murakıpları, Gelirler Kontrolörleri, Hazine Kontrolörleri ve Sermaye
Piyasası Kurulu Uzmanları yerine getirmektedir.
Kurul tarafından hazırlanan,
4208 sayılı Kanunun uygulanmasını gösteren ve şüpheli işlem bildirimlerini
düzenleyen yönetmelik de, 1997 yılında yürürlüğe girmiştir.
c)Karaparanın
aklanmasının önlenmesine yönelik çalışmaları koordine etmek, uygulamaya
ilişkin politikaları tespit etmek ve mevzuat düzenleme ve tekliflerini
değerlendirmek üzere, Maliye Bakanlığı Müsteşarı'nın başkanlığında, ilgili
üst düzey görevlilerden oluşan Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu
oluşturulmuştur.
d)Tüm mali kuruluşlar
için bilgi ve belge verme yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca araştırmalar
sırasında edinilecek bilgilerin açıklanması yasağı getirilmiştir.
e)Karaparanın
aklanması suçunun varlığını gösteren somut belirtilerin varlığı halinde,
hakim tarafından şüpheli veya sanıkların malvarlıklarının dondurulabilmesine
ilişkin bir düzenleme yapılmıştır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, bu
kararı, 24 saat içinde hakime onaylatmak kaydıyla Cumhuriyet Savcısı da
verebilmektedir.
Bu düzenlemenin
gerçekleştirilmesinden sonra, kayıtdışı ekonomi
gerçeğine rağmen karapara ile mücadeleye hızla
devam edilmektedir. Ancak karapara ile
mücadelede başarı kayıt dışı ekonomi ile mücadelede başarıyla doğru
orantılıdır.
C-TÜRKİYE'NİN KAPARANIN
AKLANMASI İLE MÜCADELESİNDEKİ ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Suçtan elde edilen gelirlerin
çeşitli şekillerde tasarrufu, öteden beri gerek Türkiye'de ve gerekse diğer
ülke mevzuatlarında suç teşkil etmekte ve cezalandırılmaktadır. Ancak
özellikle 80'li yıllardan itibaren organize suçluluğun artmasıyla birlikte,
ülkeler başta uyuşturucu suçları olmak üzere diğer suçların da önlenmesi
hususunda girişimlerde bulunmaya başlamışlardır. Bu girişimlerin ortak
noktası, suç gelirlerine el koymak, yani suçluları suç gelirlerinden mahrum
etmek suretiyle takip eden suçları işlemelerini önlemektir. Suç gelirlerine
el koymanın şimdilik bulunabilmiş en kolay yolu, bu gelirlerin
finansal sisteme girişi sırasında tespit edilmesi ve ele
geçirilmesidir. Finansal
sistemin; suç gelirlerini aklamada kullanılmasının önlenmesi, temiz kalması,
bunun için de gerekli düzenlemelerin yapılması ve denetimi, bu noktada önem
arz etmektedir.
Bu bağlamda,
karapara aklama ile mücadelede atılan ilk
uluslararası adım 27 Haziran 1980 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesinin Tavsiye Kararıdır. Bağlayıcı niteliği bulunmayan bu kararda; üye
ülkelerin bankacılık sistemlerinin almaları gereken tedbirler sıralanarak,
bankaların karapara aklama ile mücadelede
önleyici bir rol oynayabileceği vurgulanmıştır.
Bundan yaklaşık 8 yıl sonra 12
Aralık 1988'de, gelişmiş 12 ülkenin merkez bankası temsilcileri ve denetim
otoritelerinden oluşan bir komite, İsviçre'nin
Basle kentinde yaptığı toplantı sonucu, bir
ilkeler bildirisi yayımlanmıştır. Bildiri ile müşteri kimliğinin tespiti,
caydırıcı önlemlerin alınması ve ülkeler arası işbirliği kavramları,
karapara aklama ile mücadele literatürüne
girmeye başlamıştır.
Bundan kısa bir süre sonra,
Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına
Karşı 1988 Tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, BM gözetiminde 20 Kasım
1990 tarihinde imzaya açılmıştır. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 89
ülke tarafından imzalanan bu sözleşmede; esas olarak uyuşturucu ve
psikotrop madde kaçakçılığından elde edilen gelirlerin aklanması suç
kabul edilmekte ve bu işlemlerin cezai yaptırımlara bağlanması
öngörülmektedir. Tavsiye kararı, ilkeler bildirisi derken, ülkeler artık bu
suçla mücadelede hukuki sorumluluk altına girmeye başlamışlardır.
Uluslararası girişimler sık
aralıklarla birbirini takip etmeye başlamıştır. 1989 yılında G-7 ülkeleri
tarafından, OECD bünyesinde, şu anda yine aralarında Türkiye'nin de
bulunduğu 26 ülke ve 2 uluslararası kuruluştan oluşan bir örgüt, Mali Eylem
Görev Grubu kurulur. Amacı karapara
aklanmasıyla mücadele ile ilgili politikalar geliştirmek ve bu mücadeleyi
özendirmek olan bu örgüt, yayımladığı ve karapara
aklama ile mücadelenin anayasası sayılan 40 tavsiye ile bu mücadelenin ana
noktalarını belirlemiştir. Örgüt uluslararası alanda İngilizce ve Fransızca
isimlerinin kısaltmaları olan FATF ve GAFI olarak bilinmektedir.
Sadece uyuşturucudan değil, her
türlü suçtan elde edilen gelirin
karapara sayıldığı
Strasbourg Konvansiyonu 8 Kasım 1990 tarihinde imzaya açılmış, 1
Eylül 1993 tarihinde de yürürlüğe girmiştir.
10 Haziran 1991'de Avrupa
Birliği, üye ülkeler için bağlayıcı olan bir direktif ortaya koymuştur.
91/308 EEC sayısı ile bilinen bu direktifte;
Üye ülkelerin
karaparanın aklanmasının yasaklanması yönünde
düzenlemeler yapması,
Ülkelerarası işbirliği,
Risk taşıyan müşterilerin
belirlenmesi,
15.000 ECU ve üzeri işlemlerde
kimlik tespiti zorunluluğu,
Finans kuruluşlarının şüpheli
işlem bildirimine özel özen göstermeleri ve gerektiğinde işlemi yapmamaları,
Finansal kurumların iç kontrol ve denetim
sistemlerini kurmaları,
Finansal kurumlarda çalışanların yetkililere iyi
niyetle bilgi vermelerinin sır saklama, yükümlülüğünü ihlal anlamına
gelmeyeceği gibi düzenlemeler öngörülmektedir.
Konsey Direktifinin
karapara aklama literatürüne 4 önemli ilke kazandırmıştır ki, bunlar;
Müşterini tanı,
Kimlik tespiti,
Kayıtların saklanması,
Şüpheli işlemlerdir.
Dünyada bu gelişmeler olurken
henüz bir karapara aklama ile mücadele yasası
olmayan Türkiye, Eylül 1991'de FATF'a
üye olmuştur. Karapara aklama ile mücadele
açısından bu üyelik Türkiye adına, ilk ve önemli bir adımdır.
Karapara aklamaya karşı yürütülen global savaşın
başarısı için ülkelerin elde ettikleri mali istihbarat bilgilerinin
paylaşımı oldukça önem arz etmektedir. 9 Haziran 1995 tarihinde, Brüksel'de
Egmont Sarayında, 24 ülke ve 8 uluslararası
örgütün bir araya gelmesiyle Egmont Grubu
oluşturulmuştur.
Türkiye 1989 yılında imzaladığı
"1988 Tarihli Uyuşturucu ve
Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler
Sözleşmesini", 22 Kasım 1995 tarihinde TBMM'de 4136 sayılı yasa ile
onaylamıştır.
Bundan yaklaşık 1 yıl sonra, 4
Eylül 1996 tarihinde 96/8443 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bankalara 1
milyar lirayı aşan işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu getirilir.
Karapara aklama ile mücadele yasası henüz çıkmamıştır ve bu yasa
öncesi bu karar da önemli bir adımdır.
19 Kasım 1996 tarihinin Resmi
Gazetesinde "4208 Sayılı Karaparanın
Aklanmasının Önlenmesine Dair ..."diye başlayan kanun yayımlanır. Toplam 21
maddeden oluşan ve karapara aklanmasının
önlenmesi konusunda uygulanacak esasları belirlemek amacıyla çıkarılan bu
kanun MASAK ve Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulunun oluşumunu da
öngörmektedir.
Kanunun yayımlanarak yürürlüğe
girmesinden üç ay sonra, 17 Şubat 1997 tarihinde MASAK fiili olarak
çalışmalarına başlamıştır.
Bundan sonra sıra, yayımlanan
kanunun işlerlik kazanmasını sağlayacak diğer düzenleyici işlemlerin
yapılmasına gelmiştir. İlk olarak 2 Temmuz 1997 tarihinde 4208 sayılı
kanunun uygulama yönetmeliği ile Koordinasyon Kurulu yönetmeliği
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Uygulama yönetmeliği ile yükümlüler tespit
edilmekte ve;
Kimlik tespitine,
Bilgi vermeye,
Şüpheli işlemlere,
Aklamaya konu değerlerin
belirlenmesine,
Denetime,
Karapara aklama suçunun araştırma ve inceleme
yöntemlerine ve
İlgili diğer hususlara ilişkin
usul ve esaslar belirlenmektedir.
4208 sayılı kanunla getirilen
kontrollü teslimat uygulamasına ilişkin usul ve esasların tespiti ise,
İçişleri Bakanlığınca hazırlanan ve 15 Eylül 1997 tarihinde yayımlanan bir
yönetmelikle belirlenmiştir.
1997 yılı sonunda,
karaparanın
finansal sisteme girişini engellemeye veya sisteme girişinde
tespitini sağlamak amacıyla 4208 sayılı kanun ve uygulama yönetmeliğine
uygun olarak kimlik tespiti ve şüpheli işlemler konusunda iki adet genel
tebliğ yayımlanmıştır. Burada gerek kimlik tespiti ve gerekse şüpheli
işlemler ve bunların bildirimleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Türkiye bütün bu düzenlemeler
ile karaparanın aklanmasının önlenmesi yolunda
önemli adımlar atmıştır. Ancak bu konuda birçok Avrupa ülkesinin karşılaşmış
olduğu sorunlarla yüz yüze gelmekten de kaçamamıştır. Gün
geçtikçe, bir yandan
binbir umutla çıkarılan kanunun eksiklikleri ortaya çıkmaya başlamış,
diğer yandan da kanunu uygulamaya sokacak, hayata geçirecek kurumun yapısı
gereği, başlatılan tahkikatlar askıda kalmış ve sonuçlandırılamamıştır.
Sistemde meydana gelen
tıkanıklığı açmak amacıyla, karapara ile
mücadele uygulamalarında önemli ilerlemeler kaydetmiş Avrupa'daki mücadeleci
birimler ile ortaklaşa olarak bir dizi çalışma başlatılmış ve bu sayede
sistemin aksayan yanlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. (kaynak:www.konya.pol.tr)
|